Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

Arz-ı muhabbetlerinizi bekleriz

Hüseynî canlara,
Âşıkan-ı Mustafayız biz Hüseynilerdeniz
Mest-i sahbâ-yi cefâyız biz Hüseynîlerdeniz
Âteş-i Hubb-i cemâl ile yansın cismimiz
Sûz-i aşka mübtelâyız biz Hüseynîlerdeniz

Kenan Rıfâî hazretleri¸ Ehl-i Beyt-i Mustafa âşığı bir zat imiş. Dergâhında Muharrem ayında mu’tâd olarak¸ Fuzûlî’nin Hadîkatü’s-Süedâ’sı okunurmuş. Zaten sohbetlerinden ne kadar kuvvetli bir Ehl-i Beyt muhibbi olduğu anlaşılıyor. Bir gün ona¸ “Neden Yezid’e lanet etmiyorsunuz?” diye sorduklarında¸ “Ben içimdeki Yezid’le meşgûlüm.” demiş. Bu¸ Hz. Hüseyin’in yolunun bağlısı olmanın getirdiği bir edep ve ahlâktır; kendi yolunun muhabbetiyle hareket etmek¸ daima cemâl ve hayır üzere bulunmak. Bunu ancak Muhsinler yapar. Zaten ihsan mertebesi¸ Hz. Hüseyin’in makâmlarındandır. Biliyorsunuz babası Hz. Ali’ye¸ “Sen hiç Allah’ı gördün mü?” diye soruyorlar¸ İhsan makamının zirvelerinde dolaşarak “Ben¸ görmediğime iman etmem.” buyuruyor…

Biz de içimizdeki ıslah olmak Yezid’le meşgul iken daldık uykuya, sırr-ı manay-ı Habibi Kibriyanın gülbahçesine girmekliğimiz niyetine…

Bir merhaleden güneşle deryâ görünür,
Bir merhaleden her iki dünyâ görünür.
Son merhale bir fasl-ı hazandır ki, sürer;
Geçmiş gelecek cümlesi rü’yâ görünür!..

Uyumak niçin huzur verir zannedersiniz? Akıldan, hesaptan, kitaptan âzad edildiğimiz için olsa gerek.

Sanki yok mahkuma zindan uykuda, Saltanatsız sanki sultan, uykuda.
Yok uyurken kar ziyan endişesi, Yok falan yahut filan endişesi.

“Bu ayrılık oduna cânım nice bir yâne” figanı ile uyandırdılar ve düştük yola aziz dostlar, bu haftaki Cuma mektubunu biraz erkence göndermemiz de bundandır. Andıkça yandığımız sevgilinin şehrine, Habib-i Kibriya’nın cennet bahçesine, Medinetü’n Nebi’ye gidiyoruz. Daha bu satırların başında ismini duyar duymaz gözünüzde yaş, gönlünüzde tatlı bir hüzün ve elbette acı bir hasret belirdiyse Şebeke-i Saadeti’ne varıp Resul-u Mücteba aleyhi ekmelittehaya hazretlerine siz güzelim canların selamlarını arz eyleyince ferahfeza bir huzur kaplayacaktır ikliminizi.

Madem gönülden gönüle ince bir yol vardır; sezilir, bekleriz efendim bu tarafa yollayın merhamet dilendiğimiz kelimelerin gölgesinde içinizin yankısını, arz-ı muhabbetlerinizi, kalbi meveddetlerinizi, binler ecir ile aks û seda bulacaktır.

Saklarım sinemde aşkın nur-ı imanım gibi
Beslerim cismimde derdin cevher-i canım gibi

Dünyadaki bütün mutlulukların sebebi kavuşmaktır erenler; bütün üzüntülerin sebebi de ayrılık. Sadece birbirini seven canların kavuşması değil eşyadan ayrılmak dahi bizi üzer. Bir toplu iğnemiz kaybolsa ayrılık acısı ile toplu iğne kadar üzülüyoruz. Ancak beden vesvesesinden kurtulup can olabilirsek insanın bedenden ibaret olmadığını, bedenin insana ait bir alet olduğunu idrak edebilirsek, işte o zaman hiçbir şeyin ayrılık acısını duymayız. Çünkü yar ister yanında ister yadında olsun; “yar ile berabersen” üzüntüye gerek yoktur. Eğer ille yanımda olsun diyorsak o sevdiğimiz bir “zan” dan ibarettir ve “yar” değildir. Orda menfaat vardır. Yâr ister yanımda ister yâdımda da olsun “ben” le ise ayrılık yoktur.

Uzakta göründüğü halde nebevi iklimden esintilerle bir hoş gönüllere selam olsun..

Sabır ve çileyle geçen günlerimizde aşkından yaşaran gözler adedince ve aşkından bihaber dünyaya katlanan nefesler adedince selam olsun sana ey Nebi…

Yâ Rabbî! Merhametin bütün tezâhürleri, gönül hayâtımızın tükenmez hazînesi olsun da Habibine sevdâlı gönüllerden kalplerimize lutfunla bir şebnem ihsân eyle! Onun velâdetindeki esrârı bizler için bir rahmet ve bereket vesîlesi kılarak hakîkat-i Muhammediye’den hisse alabilmeyi nasîb eyle! Bizleri muhabbetin cevheri ve menbaı olan Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in şefaat-i uzmâsına nâil eyle! Sonsuz salât ü selâmlar O’nun üzerine olsun!..

Şefaat-i Habib-i Kibriya,
Muhabbet-i Ehli beyti Mustafa
Sırrı Mânayı Şehid-i Kerbala üzerlerimize sâyebân,
Vakt-i şerif, Aleme bayram olan Cuma,
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola, aşk ola, aşk ile dola,
Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler


Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin

Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim

Kerbelayı aşk içinde

Can dostlar,
Allâh Teâlâ’yı, sizi nîmetleriyle perverde kıldığı için sevin. Beni, Allâh’ı sevdiğiniz için sevin. Ehl-i Beyt’imi de beni sevdiğiniz için sevin! [Tirmizi, Menâkib, 31/3789]

Şah Hüseyn’in firkatine ağlayan gelsin beri
Âh u vah edip dem â dem ağlayan gelsin beri
Ey Fuâdî hal ile irşad olan gelsin beri
Ah Mevlam dost Hüseynim, dost Şehid-i Kerbela


“…Efendi’nin rahatsız olduğu son zamanlarında ilacını almak için, bir candan su ister. Kardeş çokta iyi tanımadığı mutfağa koşar, güzel bir bardak arar. Sonra rafların en üstünde duran kristallerin arasından güzel bir bardak çıkarır ve Efendi Hz.’lerine suyu ikram eder. Efendi Hz.’leri “Oğlum bu hangi ay? Bu bardağı götür içi görünmeyen bir kapta su getir” buyurur ve öyle yapılır…”

Ehli Beyt âşıkları bu ayda kana kana su içmezler, hane-i saadetlerinde su, cam bardaklarda değil Ehli Beyt’e olan saygıdan dolayı şeffaf olmayan porselen yahut metal, plastik kaplarda içilirdi.

Mâh-ı Muharrem oldu meserret harâmdır
Mâtem bugün şeriate bir ihtirâmdır.

Peki o halde biz de zâhirde kalmayalım da Kerbela zulmünün evvelini ve ahirini tetkik edelim: Muaviye (daha hayatta iken), oğlu Yezîd’i veliaht olarak halka kabul ettirmek için çalışmalara başladı. Yaklaşık beş yıl süren çalışma sonunda Yezîd’in veliahtlığı, halkın büyük bir kesimi tarafından benimsendi. Yezîd’in veliaht tayin edilmesine karşı en ciddi muhalefeti gösterenler, Hicâz’daki muhalefetin önemli isimleri olan Hüseyin b. Ali, Abdullah b. Zübeyr, Abdullah b. Ömer ve Abdurrahman b. Ebû Bekir (Allah onlardan razı olsun) idi. Bunlar, ilk Müslümanların çocukları olarak, Hz. Peygamber dönemini de idrak eden, yaşadıkları devrin önemli şahsiyetleriydi. Yönetimin gayretleri, Yezîd’in 676 yılında veliaht olarak resmen kabul edilmesiyle sonuçlanmıştır. Biat etmek istemeyen muhalifler, veliahtlık sisteminin Bizans sistemi olduğunu ve Yezîd’in halifeliğe liyakati bulunmadığını ileri sürüyorlardı. Ümeyyeoğulları muhalefetin önemli simalarından birisi olan Hz. Hüseyin (r.a) ve evlad-ı Resul sağ oldukça kendilerinin rahat bir saltanat yüzü göremeyeceğini pek iyi biliyorlardı.

Eğer Hz. Hüseyin, dünyevi çıkar amaçlı savaşmak isteseydi, öyle ise neden kız kardeşlerini, eşlerini ve çocuklarını savaşa götürdü? Anlaşılan o ki, bu yüce insan sırf İslam yolunda savaşmıştır. [Charles Dickens]

Hz. Hüseyin (ra), en değerli yakınlarını feda etmekle ve mazlumluğunu ve haklılığını ispat ederek, dünyaya fedakârlık dersi verdi. İslam’ın bu eşsiz kahramanı dünyaya şu dersi verdi: Zulüm ve haksızlık kalıcı değildir. Zulmün temeli ne kadar gösterişli olsa da, hakkın karşısında yenilmeye mahkumdu. Kerbela’dan sonra, Emevi devletinin ömrü normal bir insan ömrü kadar dahi devam edemedi. Hz. Hüseyin’in(ra) şahadetiyle, onların devletinin yıkımı arasında, sadece altmış küsur sene vardır.

Bu mâtemde olan derd- ile hicrâna devâ olmaz,
Bu, feryâd-ı Hüseyni’dir, dahi uşşak nevâ olmaz,

Hz. Hüseyin (r.a), o yüce kişiliği ve her insanı büyüleyen o çarpıcı karakteriyle, insanlığa gerçek bir hürriyet mücadelesinin nasıl verilmesi gerektiğini, kendisinin ve en aziz kimselerinin canı ve esareti pahasına öğrettiği için, elbette ki insanlığa örnek olacak ve zulme boyun eğmek istemeyenler, kıyamete değin onun izinde yürüyerek şeref ve kurtuluşu tadabileceklerdir.

Kerbela gününden beri dinmeyen bir ağıt vardır mü’minlerin gönlünde… Bir yara… Bir sancı… Bir fay hattı, bir uçurum…

Bir de ders olsa keşke…

Neleri nasıl unutuyor insanlar, gözleri ve gönülleri kararınca… Neleri nasıl çiğniyor… Peygamber emanetine kılıç çekmek… Bu nasıl bir şeydir! Ve Peygamber (s.a.)’in ahirete irtihalinden sadece yarım asır sonra… Peygamber neslinin henüz yeryüzünden çekilmediği bir zamanda! Nasıl bir şey! Bir ders! İktidar hırsını, kabile-kavim asabiyyetini Müslümanlığının, mukaddes değerlerinin, Peygamber hatırasının önüne geçirmemek için iz’an…

Sîne sûzan, dîde giryân kalbi nâlandır bu an
Ya Rab bizi dûr eyleme evlâd-ı Ali’den
Nusret bulayım dem be dem imdâdı Ali’den
Meydân-ı muhabbetteki feryâdı Ali’den

Canlar! Muharrem’in hatırına muhabbeti kîne katmayıp, kîni muhabbette eritmeli… Çünkü kin parçalayıp kesret üretirken, gönüllerde Tevhîd’i inşâ etmenin muhabbetten gayrı yolu yok!

Hz. Hüseyin efendimizin başına gelen, yüreklerimizi sızlatan o acı hadiseleri, gönüllerimizde hissederek devamlı onun sevgisinin artmasına ve âhirette şefaatına vesile olmasını Rabbimizden niyaz ederiz. Mevlam hanedanı-ı ehli beyte yapılan zulumden razı olmadığımız şu aciz hali öylece kabul buyursun.

Ya ilâhî, Şühedayı Kerbela hürmetine, onların başlarını verdikleri mânevi değerlere sahip çıkmayı, halleriyle hallenmeyi, Muharremin sırrı hikmetini idrâk etmeyi cümlemize nasip eyle, bizleri yeryüzündeki Hüseyin’lerin yardımcılarından eyle. Zulme maruz kardeşlerimizin üzerine sabır yağdırıp, dertlerine hiç ummadıkları yerden derman eriştiriver. Amin ya Mûin.

Yâ Rabbî, Gönüllerimize Peygamber Efendimiz’in, Ehl-i Beyt’inin, güzîde ashâbının ve onların izinden giden Hak dostlarının rûhâniyetlerinden hisseler ihsân eyle!

Ya Resulallah, aşk ile şehadete gidenlere ve gidenlerin ardında bıraktığı mahzun ümmetine Şefaat eyle Allah aşkına..

Âb-ı rûy-ı Habib-i Ekrem için,
Kerbelâ’da revân olan dem için,
Şeb-i firkatte ağlayan göz için,
Rah-ı aşkında sürünen yüz için,
Mâsivâ-yı aşkının sevdâsını gönlümüzden al,
Aşkını eyle iki âlemde bize âşinâ ya Rab

Şefaat-i Habib-i Kibriya, Muhabbet-i Ehli beyti Mustafa
Sırrı Mânayı Şehid-i Kerbala üzerlerimize sâyebân,
Vakt-i şerif, Aleme bayram olan Cuma,
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola, aşk ola, aşk ile dola,
Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler

Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin

Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulasınız efendim

Mevleviyiz biz

Bugünlerde heveslerini, meyil ve arzularını “AŞK” kelimesi ile ifade eden nefs esirleri, kendi noksanlıklarını kendi kusurlarını aşk ile tamamlayacaklarına, bu ucuz aşk tariflerine Hazret-i Pîr’in bazı sözlerini perde ediyorlar ya, böylesi canlara nezâketle davranmak da Mevlevi âdabı arasındadır çün edebe riâyet etmemek en büyük nezâketsizliktir; Edeb ya Hû; Edeb pek önemlidir azîz canlar: Edeb olmadan hakiki âşık da olunmaz,  Mevlevî de!

Makam: Hicaz
Güfte: Dr. Abdullah UYSAL
Beste:
Ahmet ÖZHAN

Aşkın kuluyuz Mevlevîyiz biz,  Sevgi yoluyuz Mevlevîyiz biz
Başımda sikke, kâinât tekke, Çâr cihet Mekke Mevlevîyiz biz
Gelince vecde eyleriz secde, Kur’ân’a bende Mevleviyîz biz
Beş vakit ezan çağırır her an, İsmine hayrân Mevlevîyiz biz
Âhir ümmetiz, ehl-i sünnetiz, Mest-i vahdetiz Mevlevîyiz biz
Hilkât sebebi, Muhammed Nebî, Hakkın habîbi Mevlevîyiz biz
Hazret-i Sıddık, Resûl’e sâdık, Yoluna âşık Mevlevîyiz biz
Hazret-i Ömer, Fârukü’l beşer, Adl ile söyler Mevlevîyiz biz
Hazret-i Osman, Şehid-i Kur’ân, Ne bilsin nâdân Mevlevîyiz biz
Hazret-i Ali, hidâyet eri,  İkrâr vereli Mevlevîyiz biz
Yâ Hazret-i Pîr, ol bize dest-gîr, Ezelden takdîr Mevlevîyiz biz
Abd-i rû siyah, acısın Allah, Her seherde ah Mevlevîyiz biz

Nota için Rahatu’l Ervâh (Udi Barış Özdemir’e) kalbi teşekkürlerimizle

Eski Gönderiler »